Çocukluk Korkuları – Psikiyatrist Kemal Sayar’la Röportaj

Bu hafta AdamOlacakMinikGrubu’ndan Hasret Nuhoğlu (HN) ve Mert Nuhoğlu (MN), Psikiyatrist Prof. Dr. M. Kemal Sayar (KS) ile “Çocukluk Korkuları” hakkında bir röportaj yaptı.

Çocukluğumuzun ilk evrelerinde başlayan ve hayatımızı olumsuz yönde etkileyen korkularımızla ilgili sorularımıza cevap veren, annelere, öğretmenlere ışık tutacak bilgiler veren sayın hocamıza çok teşekkür ederiz.

Prof. Dr. Kemal Sayar kimdir?

Prof. Dr. M. Kemal Sayar2 Çocukluk Korkuları   Psikiyatrist Kemal Sayarla Röportaj

Prof Dr Kemal Sayar

1966 yılında Ordu’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi okudu. Uzmanlığını 1995 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalında tamamladı.  Çalışma alanları; kültürel psikiyatri, psikosomatik tıp, anksiyete bozuklukları, ergen psikiyatrisi, intihar davranışı, kronik ağrı sendromları olan Kemal Sayar edebiyat ve sinemayla da yakından ilgili. Evli ve iki çocuk babası. Prof. Dr. Kemal Sayar hakkında ayrıntılı bilgi almak ve yazılarını takip etmek istiyorsanız web sitesini inceleyebilirsiniz.

Çocukluk Korkuları Nasıl Oluşuyor

MN: İnsanın çocukluktan getirdiği kimi kişilik özellikleri bazen hayat boyu devam edebiliyor. Örneğin, muhtemelen çocuklukta oluşan bir başarısızlık korkusu, insanı tüm hayatı boyunca takip ediyor ve o kişinin hayatı boyunca verdiği kararlarda, hep başarısızlık korkusundan dolayı aşırı temkinli ve vehimli tercihlerde bulunmasına neden olabiliyor. Bu durum, muhtemelen birçok korku için de geçerli galiba öyle değil mi?

KS: Bazı durumlarda bunun doğru olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bazı çocuklar doğuştan itibaren daha temkinli bir mizaçla dünyaya gelebiliyorlar. Yapılan bazı araştırmalarda, daha dört aylıkken “davranışsal olarak çekingen” olduğu belirlenmiş bazı çocukların, yabancıların yanında ağladıkları, korkarak geriye çekildikleri ve kalplerinin hızlı atmaya başladığı tespit edilmiştir.

Doğuştan gelen utangaçlığın, daha sonraki dönemlerde görülen kaygı bozukluklarıyla ilgisi olduğu ortaya konmuştur.

Güncel bir araştırmada ise, iki yaşında çekingen olan çocukların, yetişkinlik döneminde yabancıların yüzüne baktıklarında, beyinlerinde korkuya dair koşullanmayla ilgili bölge olan amigdala’nın aşırı aktif hale geldiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla sadece başa çıkılamayan korku türleri değil, çocuğun doğuştan meydana gelmiş olan mizacı da onun gelecekteki davranışlarını oldukça etkileyen bir faktördür.

HN: Acaba çocukluk döneminde oluşan ve hayat boyu devam eden korkular nasıl ve neden oluşuyor? Bununla ilgili genel bir açıklama yapmak mümkün mü, yoksa her bir korku durumunu tek tek özel olarak mı ele almak daha doğru olur?

KS: Çocukluk döneminde genellikle yeni doğanlarda düşmeye ve aşırı sese karşı, altı aylık bebeklerden iki – üç yaşına kadar yabancılara karşı, okul öncesi çocuklarda ise anne – babadan ayrı kalmaya, iri hayvanlara, karanlık yerlere, maskelere ve doğaüstü varlıklara karşı, daha büyük çocuklarda ise yakınlarının ölümüne, okulda başarısız olmaya, haberlere konu olan; savaş, terör saldırıları ve kaçırılma vb. durumlara karşı korkular gözlemlenir. Çocukların zihinleri ve duyguları sürekli gelişip değişmektedir ve çocukluk döneminde normal korkuları, özel ilgi gerektirenlerden ayırmak oldukça zordur.

Sizin sorunuzda da bahsettiğiniz, hayat boyunca devam eden korkular maalesef zamanında çocuklarımızda tespit edilememiş ve üzerinde çalışılamamış, bu yüzden çocuklarımızda yer etmiş korkulardır.

Dolayısıyla bu konuda genelleme yapmak yerine; eğer çocuğumuzun davranışlarında onun duygusal – sosyal gelişimini ve eğitimini olumsuz bir şekilde uzunca bir süre etkileyen, hem kendisinde hem de aile yapısında strese yol açan bir süreç söz konusuysa, bu durumla ilgili olarak bu konuda uzman bir Psikolojik Danışman, Psikolog ya da bir Çocuk Psikiyatrına danışmakta fayda vardır.

MN: Anne-baba ve öğretmenler olarak çocuğumuzun ilk korkusuna karşı nasıl bir tepkide bulunmalıyız? İlk korkuların devam etmemesi için nasıl bir yol izlemeliyiz?

KS: Sanırım burada ilk korku olarak kastettiğiniz çocuklarımızın özellikle ana okula başlarken anne – babalarından ayrılırken yaşadıkları bir tür endişe. “Ayrılık endişesi” olarak da ifade edilen bu tür korku, 3 – 4 yaşlarında yarım gün ya da tam gün ana okula giden çocuklarımızda belirli düzeylerde görülebiliyor. Bazı çocuklar bu süreci birkaç gün içinde sınıf öğretmenlerine ve arkadaşlarına alışarak atlatabiliyor.

Fakat bir kısım çocuklar ise; bazen evde ufak bir kardeş olduğu, kendisi doğuştan temkinli mizaca ya da endişeli bir anne – babaya sahip olduğu için bu süreci haftalarca ya da birkaç aya kadar sürdürebiliyor.

Bu gibi durumlarda yapılması gereken; ailenin öncelikle bu konuda okuldaki Psikolojik Danışman, sınıf öğretmenleri ve okul yöneticileri ile işbirliğinde bulunarak hep birlikte bu süreci çocuğun atlatmasına yardımcı olmaktır.

HN: Ebeveynlerin korkuları çocukları nasıl etkiler? Kediden korkan bir anne çocuğunun yanında kediyi gördüğünde çığlık atarsa, çocuk da o durumda kediden değil de annesinin çığlığından korkarak kediye karşı bir korkusu oluşabilir. Yetişkinler kendi korkularından çocukları nasıl koruyabilirler? Bir anda ortaya çıkan bir kedi gördüğünde anne nasıl bir tepki vermeli?

KS: Çocukların korkularının hem genetik hem de çevresel sebepleri vardır. Bu soru da ifade ettiğimiz çevresel etkilerden birini; etrafımızdaki insanların tepkilerini içeriyor.

Çocuk kendi dünyasıyla ilgili vereceği tepkileri ilk olarak anne–babasından örnek alır, onları taklit eder. Dolayısıyla bu soruda da olduğu gibi kediden korkan bir anneye sahip çocuk, bu tür bir korkuyu, çevresinde her kedi gördüğünde tepki gösteren annesinden yola çıkarak “Kediden uzak durmalıyım” şeklinde bir bilinçle geliştirebilir.

Yetişkinler kendi korkularının öncelikle farkına vararak ve bunlarla başa çıkmaya çalışarak, eğer kendi başlarına bunu yapamıyorlarsa, bu konuda psikoterapi (konuşma terapisi) görerek korkularıyla başa çıkabilirler. Böylece var olan korkularını da çocuklarına duygusal açıdan miras bırakmamış olurlar.

HN: Geçenlerde bir arkadaşım üç yaşlarında bir çocuğu severken tüylü bir oyuncağı göstererek “Canavar geliyor” dedi ve hızlıca hareket ettirince çocuk birden çok korktu ve ağlamaya başladı. Bazen yetişkinler farkında olmadan çocukları korkutabiliyorlar. Bu durumda çocuğa nasıl yaklaşmak gerekir? Korkusu nasıl ortadan kaldırılabilir? Bu tür korkular çocukta kalıcı bir korkuya sebep olur mu?

KS: O yaştaki çocukların henüz gerçeği hayalden ayıramadıkları, canavarlar da onların dünyalarının bir parçası olduğu için bu tür bir tepki göstermiş olması gayet doğal. Bir de bunun üzerine ani tepkilerden hoşlanmayan bir mizacı eklersek, o çocuğun verdiği tepkiyi daha net anlayabiliriz.

O anda çocuğa hızlı hareket eden ve “Canavar” olarak tanımlanan tüylü oyuncak, bir başka oyunda çocuğa yardımcı olan bir role sokulup olumlu bir şekilde oyuna katılırsa çocuğun tepkisinin azalacağını, hatta belki de ortadan kaybolacağını düşünüyorum.

Yine de çocuğun tepkileri takip edilmeli. Bu tür anlık bir tepkinin kalıcı bir korkuya sebep olacağını düşünmüyorum ve anne – babalara çocuklarını korkutmak yerine küçük yaştan itibaren, dünyada var olan diğer gerçek tehlikelere karşı (cinsel istismar vb.) farkındalıkları geliştirme ve bunlara karşı koyma yolları hakkında (tanımadığınız insanların evine gitmeme vb.) onlarla sohbet etmelerini öneriyorum.

5906862451 74ba594871 m Çocukluk Korkuları   Psikiyatrist Kemal Sayarla Röportaj

Foto: quinn.anya

HN: Çocuklar en çok nelerden korkarlar? Çocuk korkularını kategorilere ayırmak mümkün müdür?

KS: Çocukların korkularını dünyayı algılama biçimlerine göre ayırabiliriz. Küçük çocuklar hayali olanı gerçekten ayırmakta zorluk çekerler ve daha çok onlarla ilgilenen anne – baba ya da bakıcılarından ayrılmaktan, karanlıktan, bilinmeyen şeylerden korkarlar. Daha büyük yaştaki çocuklar ise gerçeği hayalden ayırabilirler ve özellikle ergenlik çağındayken arkadaşlarının kendileri hakkındaki düşünceleri, popüler olma, zorbalığa maruz kalma ve derslerde başarısız olma ile ilgili korku ve kaygılar geliştirirler.

MN: Çocuklukta oluşan ve kökleşen bir korkuyu yetişkinlik döneminde yenmek mümkün müdür? Korkularını yenmesi için nasıl bir yol izlenir?

KS: Elbette mümkündür. Yetişkinlikte özellikle davranışsal bilişsel psikoterapi ile birlikte ilaç tedavisinin korkuları yenmekte yararlı olduğu, yapılan araştırmalar tarafından da kanıtlanmıştır. Kişinin korku düzeyi ve ona uygun müdahale biçimi kişiyle birlikte değerlendirilerek karar verilir. Bu çalışma süreci korkunun sebebi, bu korkunun ne kadar zamandır devam ettiği ve kişinin hayatını ne kadar zamandır olumsuz etkilediğine bağlı olarak değişkenlik gösterebilir.

MN: Toplumumuzda geçmişten günümüze bir korku kültürü hâkim. Çocuklarımızın bizim istemediğimiz şeyleri yapmasını engellemek istiyorsak, onu korkutarak çözüme ulaşmaya çalışıyoruz. Yoldan geçen insanları göstererek “Bak amca kızıyor, amca sana iğne yapacak” şeklinde başka kişileri kullanarak kendi istediğimizi yaptırmaya çalışıyoruz. Bu durum çocukta başka insanlara karşı bir korku oluşmasına sebep olur mu? Çocuğun çevresindeki insanlarla iletişimini etkiler mi?

KS: Çok güzel bir noktaya parmak bastınız. Maalesef bizler de zaman zaman çocuklara karşı bu tür yaklaşımları çevremizde gözlemliyoruz. Bir çocuğun hayatta başarılı olabilmesinin esas koşulu kendisine güven duymasıdır. Bunu başarabilmesi için öncelikli olarak güvenli bir çevrede bulunduğunu ve kendisinin muktedir olduğunu hissetmesi gerekir. Bu tür korkularla büyüyen çocuk, etrafındaki insanlardan sürekli olarak çekinir ya da onlardan kendisine karşı bir zarar geleceği endişesiyle büyür.

5486279459 c24714124d m Çocukluk Korkuları   Psikiyatrist Kemal Sayarla Röportaj
cc Çocukluk Korkuları   Psikiyatrist Kemal Sayarla Röportaj Foto: loop_oh

Çocuklara sınır koymak doğrudur fakat bunu o anda “Başkalarını rahatsız etmemek için sessiz olmamız gerek” vb. açıklamalarda bulunarak yapmakta fayda vardır. Aksi takdirde çevresine ve kendisine güvensiz, sürekli şüphe duyan çocuklar yetiştiririz.

Çocuklara sınır koymak doğrudur fakat bunun gerekçelerini açıklayarak yapmakta fayda vardır.

HN: Çocuklar bazen rüyalarından korkarak uyanırlar, günlük hayatta yaşadıkları korkular rüyalarında nasıl hissedilir?

KS: Bazen çocuklar “Gece terörü” olarak adlandırılan durumu yaşayabilirler. Gece yarısı yataklarında aniden kalkabilirler ve stres içinde bağırabilirler. Nefes alış verişleri ve kalp atışları hızlı olabilir, terleyebilirler, sağa sola dönebilirler ve üzgün, korkmuş bir biçimde hareket edebilirler.

Bu durum genellikle aşırı yorulmuş, kaygılanmış ya da hastalanmış, normalden farklı bir ilaç kullanmaya başlamış, evinden farklı ya da uzak bir yerde uyuyan çocuklarda görülebilir.

Böyle bir durumla karşılaşıldığında; çocuğunuzun kaygılarını azaltmanızı, yatarken basit ve rahatlatıcı bir süreç oluşturmanızı (Örn. yıkanmak ve hikâye okumak vb.), çocuğunuzu erken yatırarak yeterince dinlendiğinden emin olmanızı öneririm. Bu durumun yanında, rüyalarımızın bilinçaltımızdaki tüm duygu ve düşüncelerimizin beşiği olarak kabul edersek, çocuklarımızın günlük hayata dair korkularını rüyalarında görmeleri olasıdır.

6060840382 21c2938275 m Çocukluk Korkuları   Psikiyatrist Kemal Sayarla Röportaj
cc Çocukluk Korkuları   Psikiyatrist Kemal Sayarla Röportaj Foto: molly+

Burada anne – babaların yapması gereken; çocuklarının korkularını dile getirmelerine ve böylece onlarla başa çıkmalarına izin vermeleridir.

H.N: Herhangi bir zamanda oluşan bir korku, oluşabilecek diğer korkuları da tetikler mi? Zamanla korku sayısında veya miktarında bir artış olur mu?

KS: Bu ailenin korkuya nasıl yaklaştığıyla ilgili, aile korkuyu söndürecek şekilde mi hareket ediyor, yoksa onu besliyor mu? Aile eğer bu konuda bilgi alır ve doğru yöntemleri uygularsa korkular söner. Aile içinde çeşitli korku söylence ve öykülerinin fütursuzca paylaşımı da korkuları tetikleyebilir. Dolayısıyla aile burada önemli bir konumdadır.

 

İlgili yazılar:

  1. Çocukluk Korkuları
  2. Prof Dr. Doğan Cüceloğlu ile Röportaj Öncesi

Yorum

  1. AYDAN diyor:

    Bir çocuğu anlamanın yolu öncelikle onu dinlemekten geçer. onun kararlarına saygı duyarak fikirlerini dinlemeliyiz. onların yatacılıklarını köreltmemeliyiz. çocukları dinleyerek, onları anlayarak dünyalarına girebiliriz. hiçbir zaman onları öncelikle sorgulamadan , yargılamadan , anlamaya çalışmalıyız ,söylediklerini etkin bir şekilde dinlemeliyiz. Onların düşüncelerini bilmeden hiçbir zaman karar vermemeli , öncelikle onların düşüncelerini öğrenmeliyiz , saygı duymalıyız. Kendimizi , çocukların yerine koyup onların duygu ve düşüncelerini öğrenebiliriz. Tüm dikkatimizi ona vererek , karşımıza alıp sohbet etmeli , ona güzelce sorular sormalı ve ona bir birey olduğunu , önemli olduğunu hissettirerek onları anlayabilir , düşüncelerini öğrenebilir ve onları anlayabiliriz.

Aklınızda ne var?

*

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes